DÜNYA NEREYE BİZ NEREYE - Swot.com.tr

İçeriğe git

Ana menü:

EKOLOJİK ENERJİ SİSTEMLERİ > SOLAR ENERJİ > SOLAR PANEL

DÜNYA NEREDE, BİZ NEREDEYİZ ?..
Bu bir enerji yarışıdır. Kabul ediyorum.. Ama “ülkeler arası gövde gösterisi” amaçlı değil, “insanca bir yaşama en erken kavuşma !” yarışıdır.. Evet, ekonomik çıktıları son derece önemlidir.. Bir devleti batırmaya da, çıkamaya da yeterli ölçektedir harcamanın boyutları.. Hatta şu da ilave edilebilir; son iki yüzyılın büyük savaşları dahil, her türlü kalkışmanın temel nedeni ve her ülkenin en büyük harcamasına neden olan bu sorunun yanında, sıralayabileceğimiz tüm diğer bahaneler, adeta birer hedef şaşırtma ve “cambaza bak oyunları !” mertebesinde kalmaktadır.

Ama bence esas amaç; yaşadığımız dünyanın, yani bize emanet edilen evrensel hediyenin; önce “değerini bilebilmek !” ve sonra da “hakkını verebilmek !” olmalıdır. Kendi neslimize ve canlıları ile birlikte tüm varoluşa, “zarar vermemek !”dir… Belki de yeryüzünde; yarışmaya değer, en kutsal göreve davettir... Madem ki yarış; önce kuralları, sonra olanakları, yani sahayı tanımalıyız.. Diğer takımların kondisyonu hakkında da ipuçlarımız olmalı !.. O zaman, önce başlayalım bir; “neyimiz var neyimiz yok” sıralamaya !..

Ülkemizdeki PV kurulu gücümüz, ağırlıklı olarak son iki yılın gayreti ile, ancak 50 megavat civarında. Rüzgarda; 2014’de 3.000 megavata ulaşıldı.. Yani daha başlarken 3-0 mağlup çıkmış gibiyiz sahaya !..

Buna karşılık Türkiye'de; tarımsal alan, orman ve çatılar dışında, sadece çorak arazilerde; ( en az ) toplam 200.000 –
( 532.000 MW ??  açıklamasına bakınız.. ) megavatlık bir güneş enerjisi gücüne ulaşmak mümkün. Yani meğerse şimdiki kurulu gücün
2.9 katına sahipmişiz !.. Buna 100.000 megavatlık rüzgar potansiyelimizi de ekleyin,






o zaman eder mevcudun en az 4.4 katı kurulu güç..

Güneşli gün sayısı üçte birimiz olan Almanya’nın kurulu gücü ise, sadece güneşte 37.000 megavat. Yani bize göre üçte bir, bazı yerlerde beşte bir güneşlenme şansına karşı, Türkiye’nin 740 katı !... Rüzgârda ise, şimdilik 33.000 megavata ulaştılar. Yani Türkiye’nin
11 katına..

Önde gelen diğer Avrupa ülkelerine de göz attığımızda, ülkemiz ile aralarındaki oransal farklar pek fazla değişmemekte.. Evet şimdilik sadece Almanya’nın rakamlarını baz alarak çıtayı çok yükseltmiş olabiliriz ama, herhalde nihai maksadımız; bir mahalle takımını yenmek değil, şampiyona yetişmektir. Üstelik bilindiği gibi, temiz ve sürdürülebilir enerjiler konusunda, Türkiye ile benzer nüfusa sahipken, hatta biraz daha kalabalık iken, buna karşılık yüzölçümü yarımızdan az olan, yani coğrafi konum ile de, metrekare hesabı ile de, bizim kadar kaynak zengini olamayan bir ülkedir Almanya !..


TEMEL YANLIŞIMIZ..

Gelişmiş ülkelerde yıllık % 1, Avrupa ortalaması % 1.5 iken bizim hala önümüze
% 7-8.5 arası enerji ihtiyacı artışı, yani mecburen; “dış alımı”, yani en büyük esaretimizi öngören hedef rakamları koymak, kendi ayağımıza taş bağlamaktır..

Sanırım, biraz olsun durup düşünmemiz gerek: “Acaba geliştikleri için mi bu duruma geldiler, yoksa böyle davrandıkları için mi geliştiler ?..” İşte bizi yanıltan paradoks budur..

“Neden böyleyiz ?” sorusuna resmi ağızlardan gelen yanıt; “onlar kadar gelişmek için daha çok kömür ve petrol, hatta yine de yetmeyeceği için, nükleer enerji kullanmalıyız.. Sonra biz de kullanırız rüzgâr ve güneşi !” şeklindedir maalesef… Bir birim yaşam ve üretim adına onların iki ila dört katı enerji tüketmemize de; “hele bir yetişelim, sonra biz de tasarruf ederiz !” gibi, “akıl dışı” bir sav ileri sürmektedirler.. Bilmiyorlar ki onlar; daha az enerji ile daha yüksek bir yaşam standardı arayarak ve bunu başararak geliştiler ve bu duruma geldiler.. İşte temel yanlışımız !..

MEVCUT DURUM VE KAYNAKLAR..


Yukarıda, oranları da görüleceği gibi kömür santralleri, doğal gaz santralleri, rüzgar, jeotermal, biyogaz ve barajlar dahil Türkiye'nin toplam elektrik üretim gücü  2014’te,  68.719 megavat idi. Güneş, binde 7 oranla, henüz yer bile alamıyordu şemada..

1- Türkiye 800.000 km2’dir. Çorak araziler; ülkemiz yüzölçümünün % 2'si kadardır,  Yani 16.000 km2’dir.  ( 16 milyon dönüm)  Toplam işlenen tarım arazilerinin de ( 291.970 km2 ) % 5.48’ine eşdeğer büyüklüktedir.
http://makinecim.com/bilgi_56262_TURKIYE8217DE-TUZLU-VE-SODYUMLU-TOPRAKLARIN-ISLAHI-VE-YONETIMI


-
(Toprak ve Su Kaynakları Daire Başkanlığı)

2- Tarım arazileri : 24 milyon 294 bin hektar  = 242.294 km2  ??  ( yani 291.970 km2 doğru sayılabilir.. )
http://www.ziraatcilerdernegi.org.tr/index.php/tr/Ana-Sayfa/Haber-Oku/fYjDjcPCbT3MgFVLYK8IfU4BAZHP5G

( Türkiye Ziraatçiler Derneği )

16 milyar metrekarelik çorak arazilerin, yön faktörlerini ve elverişlilik koşullarını dikkate alarak; onda birini bile hesaba katsak ve çatılar için de şimdilik varsayacağımız 1.33 verimlilik faktörü ile çarpsak 532.000 MW
( 212.800 MW ) kadar kurulu güce ulaşabileceğimiz ortaya çıkar. Bu da, sadece çorak arazilerde, mevcut gücün 8 ( 3 ) katına ulaşan bir potansiyelimiz daha var demek olur....

Aşağıda hesabını da sunacağım, çatılardan gelecek 150.000 MW tek başına, bugünkü gücün 2 katından fazla eder.. Rüzgârı da ekleyelim; 250.000 MW’a ulaşırız. Yani iki tertemiz kaynak, bugünkünün 4 katına yakın olanağa işaret etmekte !.. Çorak arazileri de eklediğimizde, mevcudun 12  ( 7 ) katına ulaşırız.

Henüz buna; dalga, akıntı, atık yağlardan ve tarım dışı alanlara ekebileceğimiz kanola benzeri bitkilerden elde edebileceğimiz; biyodizel, ayrıca;…… biyogaz, yine enerji bitkisi olan tatlı sorgumu da sadece eski orman arazilerinin dörtte birinde yetiştirmemiz halinde 35.000 MW ve mevcut 30.000 MW’ın üstündeki potansiyelin sadece % 4’ünü kullanabildiğimiz jeotermal kaynaklardan ve kainatın % 97’sini oluşturan, sınırsız hidrojenden elde edilebilecek ve hala kullanamadığımız ilave güçler dahil değil !..

Yani onları da katarsak, belki de 15-20 ( 10-15 ) katı bir potansiyel söz konusu olacaktır.. Kim demiş kaynaklarımız kıt diye ?.. Ne yapsak yetmez, doğalgaz, petrol, nükleer şart diye ?.. Önce akıl şart !..

Türkiye’de, toplam yüzeyi 20 milyon m2’ye ulaşan kolektörlerin yani güneşten sıcak su sistemlerinin  mevzuatı bile yok. Bu sistemlerde dünyanın iki numaralı üreticisi ve iki numaralı kullanıcısıyız ve üstelik bu sistemleri, bir günde kurabiliyoruz !..

Elektrik üretmek için ise, bürokratik işlemler nedeniyle altı aydan önce nerede ise üretimi devreye almak imkânsız. Genelde, 1 yılda bile sonuca ulaşamıyoruz. İlaveten, 1 kilovatlık sistemin bedeli 2 bin dolar ise, bürokratik sürece harcanan para da sistemin kendisi kadar. Neticede, sistem dışı üretim adeta teşvik edilmekte !..

Yani geri satış şansı olmayan, böylece lokal bir üretimin fazlasından ülkenin istifade edemediği ve sistem dışı olmanın getirdiği, kısmi de olsa akü benzeri harcamaların zorunlu hale geldiği bir yapılanmanın “gizli teşviki !” ile karşı karşıya kalınmakta..

Satış şansı olmamasının doğurduğu, amortisman sürelerinin uzaması da bir başka caydırıcı faktör.. Şimdilik “çaresizliğin
çaresi !” olarak ve maalesef tek çıkar yol gibi duruyor lisanssız ve teşviksiz sistemler... Bir tek avantajı, lisanssız üretim yönetmeliğinin 5.maddesi Ç bendine göre, şebekeye vermediğimiz sürece, kurulun gücün üst sınırı olmaması.. Tek cazibesi bu.. Özetle, pahalıya mal olan bir özgürlük !..

ÇATI HESABI..

10 katlı bir apartmanda bir daireye ortalama 120 m2 alan ve 4x10=40 kişi kabulü ile yola çıkarsak, kişi başına 120 : 40 = 3 m2 çatı alanı çıkar. Tek katlı evde ise 120 : 4 = 30 m2’ye kadar yükselir bu oran.. Çok katlı yapılanmanın çoğunluğu dikkate alınarak ortalama beş katın karşılığı olan 6 m2’den yola çıkabiliriz.. Bu da, ülke ortalamasına çok yakın bir değer olur. Doğu ve batı yönü de elektrik üretimine elverişli olmasına rağmen, sadece güney çatısını dikkate alsak 6 : 4= 1.5 m2 çatı yüzeyimiz 75 Milyon nüfusumuza göre 112.500 dönüm ( 112.550.000 m2 ) uygun PV panel yüzeyine ulaştırır bizi.. Bu da bize en az; 1.33 verimlilik faktörü üzerinden 150.000 MW bir imkân daha sağlar.

Ki bu konuda sürekli gelişmeler yaşanmakta.. 1.5 verimlilik faktörüne yani 1m2 panelin 150 vat/pik üretim marifetine ulaşıldı bile.. Bu gidişle pek yakında 2 faktöre ulaşılacaktır..  Mevcut konut stokuna; fabrikaları, resmi ve sivil kamusal yapıları dahil etmedik bile.. Yani tamamı dikkate alındığında bulunacak rakamlar en az ikiye katlanabilecektir..

Tecrübelerimiz ışığında doğrulandığı gibi, tek başına  “Enerji Mimarlığı”nın, yani “doğru yön, doğru malzeme ve doğru tasarım” başarısının; tüm kapalı alanlardaki yaşamsal enerji ihtiyacını, yaşam konforuna hiç dokunmadan yarıya indireceğini de dikkate aldığımızda, önümüzde sınırsız bir kaynağın var olduğunu, 1 kw üretim için bile dış alım yapmadan,  bu ülkenin daima kendisine yetebileceğini görmemek mümkün değildir..

SONUÇ..

Elbette bu başarıya, yapılarımızın, şimdilik uygun olanlardan başlamak üzere, bundan böyle “enerji mimarlığı” adına “doğru planlanmış bir geleceğin !” taban potansiyeli olarak bakmakta fayda vardır..

Kentsel dönüşümlerin fizik şartlardan ötürü zaten zaruret haline geldiği; 20-30 yıllık bir periyotta aklımızı kullanarak oluşturabileceğimiz bir sonuçtan bahsediyorum.. Bu tespitlerin, günümüzün modası haline gelen, ama evlere şenlik bir yapı yenilemeden öteye geçemeyen “Kentsel Dönüşüm” çırpınışlarına ışık tutması temenni olunur !.. Yani sadece “rantsal” değil özlenen bir “kentsel” dönüşüme vesile olmasına !..

Görüldüğü gibi, sadece aklı kullanarak ve bir birim yaşam ve üretim adına % 8 yıllık artış ortalamasını mecburiyet zannetmeyip, en azından dünya ortalaması olan % 2 ile yetinebilecek bir ülke olmamız halinde, sadece rüzgar ve güneş, tüm enerji ihtiyacımızı karşılayabilecektir.

Mevcut uygulamalara, var gibi görünen, fakat adeta, vatandaşa yepyeni bir eziyet haline gelen teşviklere göz attığımızda, sanki birileri, bu işi yapmamızı değil, adeta yapmamamızı istiyor.. Peki onlar kimler ve neden istemiyorlar ?.. Ya da, nasıl bir bilgi noksanı içindeyiz ve elimizdeki değerlerin ne zaman farkına varacağız ?..

2014’ün son sorusu, bu olsun.. Birçok rakam koydum önünüze. Hep birlikte yapalım sağlamasını.. 2015’de, aklın yolunda buluşmak ve yine hep birlikte çözüm üretmek üzere, şimdilik noktalayalım bu kısa raporu..

Artık farkına varmak, hayata katmak ve hakça paylaşmak zorundayız elimizdeki nimetleri..  Enerji adına; yabancı yeşil denetim firmalarınca dağıtılan “aferin sana !” ödülleri olmamalıdır tek beklentimiz.. Lokal çerçevede, bireysel bir ticari başarı ümidi, diğer deyişle “para endeksli sertifika !” meselesi değil, çok daha büyük ölçekte bir sorumluluk olan, ülkemizin bağımsızlık mücadelesidir sözünü ettiğim şey..

Uzun soluklu olmalıdır. Bir dönem siyasetin malı hiç değil, en az elli yılı göze alabilen bir vizyonun ürünü olmalıdır. Çünkü, enerji kullanım tarzımıza ve seçeneklerimize ilişkin, yaşam ve üretim anlayışımızı temelden değiştirmesi gereken, uzun soluklu bir süreçten bahsediyoruz..  Yani; hemen yarına olmasa da, “öbür güne !” mutlaka ulaşmamız gereken bir hedeften !..

Unutmamalıyız ki, söze başlarken de söylediğimiz gibi; bu bir bağımsızlık ve “insanca var olma !” savaşıdır.
Saygılar

 
İçeriğe dön | Ana menüye dön